Türk sporuna hizmet gibi temiz ve halis bir emel ile Türk matbuatı arasına atılan "TÜRK SPOR" a ilk yazımı yazarken gözümün önünden Türk Sporunun yirmi beş senelik hayatı bîr resmi geçit yapıyor.
Sultan Hâmit devrinde gizligizli korka korka, fakat büyük bir fedakârlık ve imanla Galatasaray mektebinin sinesinde dünyaya gelen Türk sporu, bugün bütün Türkiyeye yayılmış, büyümüştür. İstibdat idaresinin zulüm ve tazyiki aîtmda, uzun seneler nefes alamıyan ve binaenaleyh büyüyemiyen bu çocuk, sonra Türk milleti ile beraber hürriyete kavuşmuş, bir az serpilmiş, fakat meşrutiyet devrelerinde övey evlât muamelesi görerek hamisiz, yardımsız kalmış, bitip tükenmek bilmez harp senelerinde Türk sporu da îztirap çekmiş, kudretten düşmüştün Meşrutiyet idaresinin spora yardım fikirleri, sporu hakikî surette himaye emelinden ziyade sporcu gençliği, sırf fırkacılık menfaati için elde etmek gibi sakim bir gayeyi hedef ittihaz etmişti. Sporun ne olduğunu bile bileyen kâtibi mes'uller, spor kulüplerine siyaset soktular.
Fakat bu siyaset devlet işlerine ait bildirimiz alelade siyaset değil, spor siyaseti oldu. Ondan sonradır ki spor siyasiyleri yetişti, spor, er meydanında, galiplere şeref, mağluplara da galip gelmek azmi imanı veren temiz, nezih mertçe bir mücadele olmaktan çıkmıya, entrika, dalavere sahasına girmeye başladı.
Sporcuların arasına asil ve asıl spordan hiç bir zevk âlmıyan, fakat onun dedikodusun dan, siyasetinden dalaveresinden hoşlananlar girdikten sonra Türk sporu, maddeten genişlemiş olmasına rağmen sukut etmiştir Sporun ruhlara verdiği ulvî nezahet, yüksek feragat, temiz fedakârlık ve necip mertlik gibi faziletler azalmış, onun yerine düşkün bir haset, bayağı bir hodbinlik, şirkin bir ihti ras ve adi bir dalaverecilik kaim olmaya baş lamıştır. halbuki hakikî spor vücutlara, kuvvet, zindelik verirken ruhlara da asalet büyüklük vermek gayesini takip edef; 0nur İçindir ki amatörlüğü en büyük prensip ad detmiş, profesyonnellige ilânı harp ermiştir Bir yarış, bir müsabaka için günlerce ağır idman şeraiti altında rahatım terkederek' çalışan ve nihayet kat'î imtihan anında, sinirlerinin, adelelerinin, dimağının bütün kuvvetini sarf ederek ermeydanında muvaffak olan delikanliye ya bir karışlık kırmızı bir bez parçası yahud da küçük bir bakır madalya vermekten maksat, onun hayatın muhtelif
sebepleri ve ihtiyaçları sevkilc mütemadiyen maddileşen ruhuna manevî faziletler'âşılamaktır Kırmızı bayrağın, bakır madalyanın maddi kıymetsizliği, fakat manevî şerefi, sporcu gence feragat ve fedakârlık hislerini telkin içindir, İnsanlığın yüksek faziletlerini öğretmek içindir. Birinci olmak, şeref kazanmak gibi karın doyurmayan ve kese şîşirmiyen, temamen manevi vicdanî zevkler peşinde ter döken gencebütün bu zahmetleri niçin yaptırıyoruz? Metin asil ve mert olsun diyel
Sporcu gençlerin ruhunda asalet ve civanmertlikten eser olmazsa spor yalnız âdelî kuvveti arttıran, insanı kuvvetli bir hayvan
menzillesine indiren bir vasıtadan ibaret kalır, asıl ve asil manasını kaybeder. Türk sporunu yükseltmeyi düşünenler, yalnız beden şampiyonları değil, vicdan şampiyonları da yetişdirnıeyi gaye ittihaz etmelidirler. Birincilik kazanan, şampiyon olan. kudretli bir sporcu ahlak ve fazilet düşkünü ise muvaffakiyetleri gururumuzu okşasa bile ruhumuzu tatmim etmez.
Gençliğe; sporun asıl ruhu ve şerefi, her çareye baş vurup birinci çıkmak, şan almak, meşhur olmak, caka satmak olmadığını anlatmak, onun manevî faziletlerinin, temiz civanmertliğinin zevkini tattırmak lazımdır. Sporun bu iç yüzüne azamî ehemmiyet vermedikçe meydana gelecek eser, dış cephesi ne kadar parlak olursa olsun, muhteşem fakat her vesile ile yıkılmıya. hazır temelsiz bir saraya benzer.
|